MenÅŸei olarak Çin’de baÅŸlayarak tüm dünyaya yayılan, hatta bazı devlet baÅŸkanlarında dahi görülen corona virüsü maaleseftir ki ülkemizde de hızla yayılmaya baÅŸladı. Okulların 2 hafta boyunca uzaktan eÄŸitim verecek olması, kamu sektöründe hamile, 60 yaÅŸ üstü ve engelli çalışanların 2 hafta boyuncu idari izinli sayılması, özel sektörde ise bazı iÅŸletmelerin evden çalışmaya geçmesi alınan önlemlerden yalnızca bazılarıdır.
I. İşverenin İşçiyi Koruma ve Gözetme Borcu
BilindiÄŸi üzere iÅŸverenin iÅŸçilerin iÅŸ saÄŸlığını ve güvenliÄŸini saÄŸlama yükümlülüÄŸü bulunmaktadır. İlgili yükümlülük Türk Borçlar Kanunu ve İş SaÄŸlığı ve GüvenliÄŸi Kanunu gibi kanunlarda ayrı ayrı düzenlenmiÅŸtir.
Türk Borçlar Kanunu m. 417’de ve İş SaÄŸlığı ve GüvenliÄŸi Kanunu m. 4’te “İşveren, iÅŸyerinde iÅŸ saÄŸlığı ve güvenliÄŸinin saÄŸlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlüdür” ÅŸeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu noktada zorunlu olmayan toplantı ve seyahatlerden kaçınılması, gerekli hijyen önlemlerinin alınması, mümkünse evden çalışılması bu yükümlülüklere önlem olarak verilebilir. Yine işverenler iş yerinde dezenfekte iÅŸlemlerini eksiksiz yerine getirmek, bu konuda iÅŸçilere eÄŸitim vermek, iÅŸyerinde temizliÄŸi saÄŸlayacak malzemeleri bulundurmak gibi işçilerin sağlığını etkileyebilecek tüm önlemleri almalıdırlar. Aksi takdirde corona virüsü veya baÅŸka bir virüs sebebiyle bir iÅŸçinin hayatını kaybetmesi durumunda somut olayın özelliÄŸine göre durum iÅŸ kazası olarak nitelendirilebilecek ve tazminat yükümlülüÄŸü doÄŸabilecektir. Burada alınan önlemler kusurun varlığında ve varsa derecesinde belirleyici olacaktır.
Bunun yanında 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Kanunu’nun 19’uncu maddesi gereÄŸince iÅŸçilerin, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmeme yükümlüÄŸü bulunmaktadır. Bu sebeple işçilerin de corona virüsünden ÅŸahsi olarak korunması, virüsün yayılmasını önlemek adına tüm önlemleri alması zorunludur. İşçi örneÄŸin bedensel temizliğine dikkat etmek, coronaya iliÅŸkin semptomları hissetmesi halinde durumu derhal iÅŸverene bildirmek, zorunlu olmadıkça seyahat etmemek, yurtdışına çıkılmamak, çıkılmışsa karantina sürelerine riayet etmek gibi yükümlülüklere uymalıdır. Aksi takdirde iÅŸ sözleÅŸmesinin iÅŸveren tarafından bildirimsiz ve tazminatsız feshi gündeme gelebilecektir.
Corona virüsü sebebiyle iÅŸçinin yurtdışına iÅŸ seyahatine gönderilmesi noktasında iÅŸçinin bunu kabul etmeme hakkı bulunmaktadır. Zira bu durum gerek iÅŸçinin kendi saÄŸlığını, gerekse de kamunun saÄŸlığını yakından ilgilendirmektedir. İşverenin bu durumda iÅŸçiyi zorlayabilmesi mümkün olmamakla birlikte, bu sebeple yapılacak fesih de haksız ve geçersiz bir fesih olacaktır.
İşçinin corona virüsü ÅŸüphesi ile karantinaya alınmış olması halinde ise söz konusu durum zorlayıcı sebep sayılacak ve iÅŸveren bakımından haklı nedenle fesih hakkı doÄŸuracaktır. Bu gibi hallerde iÅŸverenin iÅŸçinin kıdem tazminatını ödemek zorunda olduÄŸunu hatırlatmak isteriz.
II. İşverenin İşyerini Kapatması Halinde İş İlişkisi
Salgın virüs sebebiyle iÅŸverenlerin gerek maliyetleri kısmak, gerekse de salgının yayılmasını engellemek amacıyla iÅŸyerinde faaliyeti durdurabilir veya iÅŸyerini kapatabilir. İşveren bunu zorunlu olarak ya da ihtiyari olarak yapabilir.
a) İhtiyari Olarak İşyerinin Kapatılması
Åžu anki durumda herhangi bir resmi karar bulunmadığından yalnızca resmi makamlar tarafından verilen tavsiyeler neticesinde iş yerinin geçici olarak kapatılması halinde, kural olarak işverenin işçilerin ücretini ödeme yükümlülüğü aynen devam edecektir. Bu halde işveren, herhangi bir zorlayıcı nedenin varlığı olmadığından, kendi tercihi ile iş yerini kapatmış sayılacaktır. Bu durumda ise iÅŸverenin ücret ödeme borcu devam edecektir. Bu yolun tercih edilmiÅŸ olması halinde iş yerinde bulunmaya baÄŸlı yol yardımı gibi ücretler ödenmeyeceÄŸi kanaatindeyiz. Ancak iÅŸ görülmeye evden devam edilmesi halinde prim ücretinin ödenmesi gerektiÄŸi kanaatindeyiz. İş yerinde yemek verilmesi durumunda ve iÅŸ sözleÅŸmesinde buna yönelik hüküm bulunması halinde ise yemek ücretinin iÅŸçiye ödenmesi gerektiÄŸini düÅŸünmekteyiz.
İş yerinin ihtiyari olarak kapatılması halinde kanundan doğan ücret ödeme yükümlülüğünün devam ettiği kabul edileceğinden, iÅŸçilerin evde çalıştırılması halinde iÅŸ koÅŸullarında aleyhe esaslı bir deÄŸiÅŸiklik de bulunmadığından işçinin yazılı muvafakatinin almasına da gerek bulunmamaktadır.
b) Zorunlu Olarak İşyerinin Kapatılması
İşyerinin zorunlu olarak devlet eliyle kapatılması, sokaÄŸa çıkma yasağı gibi bir durumun ortaya çıkması halinde bu durum zorlayıcı sebep kabul edilecektir. İş Kanunu’nun 40. maddesi uyarınca, 1 haftadan fazla süre boyunca, iş yerinde işin durmasına sebep olan veya işçilerin çalışmasını engelleyen zorlayıcı nedenlerin ortaya çıkması durumunda iş sözleşmesi bir haftalık süre boyunca askıda kalır ve bu süre boyunca işçiye yarım maaş ödenir.
İş Kanunu’nun 25. Maddesi gereÄŸince işçiyi 1 haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan bir zorlayıcı nedenin, mücbir sebebin ortaya çıkması halinde, işverenin 1 haftalık süre geçtikten sonra iş akdini haklı nedenle fesih hakkı bulunmaktadır.
İşyerinde meydana gelen ve 1 haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektiren bir zorlayıcı nedenin ortaya çıkması halinde ise bu defa iÅŸveren buna dayanarak iş akdini haklı nedenle feshedemez. Bu durumda haklı nedenle fesih hakkı işçiye ait olacaktır.
Zorlayıcı nedene baÄŸlı olarak yapılan derhal ve haklı nedenle fesihlerde kıdem tazminatına hak kazanılırken, ihbar tazminatı iÅŸçiye ödenmez veya ihbar süreleri kullandırılmaz.
Åžu anki mevcut durumda kapatılmasına karar verilen sinema, tiyatro, gösteri merkezi, bar, disko, spor salonları, hamam, kapalı çocuk oyun alanları için bu durumun mevcut olduÄŸunu söylemeliyiz.
III. Virüs Sebebiyle İş İliÅŸkilerinde Uygulanacak Tedbirler Ve Fesih
A. İşçinin İzne Çıkartılması, Kısa Çalışma ÖdeneÄŸi, Telafi Çalışması ve Evden Çalışmaya Geçirilmesi
a) İşçinin Ücretsiz İzne Çıkartılması
İşçinin virüs salgını sürecinde ücretsiz izne çıkartılması tercih edilen bir yöntem olarak akla gelmektedir. Ancak iÅŸçinin ücretsiz olarak izne çıkarılabilmesi için ya iÅŸçi tarafından talepte bulunulmalı ya da iÅŸveren tarafından bunun teklif edilmesi gerekmektedir. Zira iÅŸçinin ücretsiz izne çıkartılması İş Kanunu’nun 22. maddesi kapsamında aleyhe esaslı deÄŸiÅŸiklik teÅŸkil etmektedir. Bu deÄŸiÅŸikliklerin işveren tarafından tek taraflı olarak uygulanabilmesi mümkün deÄŸildir. Bu gibi hallerde söz konusu durumun yani ücretsiz izin teklifinin iÅŸçiye yazılı olarak sunulması, iÅŸçi tarafından da 6 iş günü içerisinde bu hususa ilişkin yazılı olarak onay alınması gerekmektedir. Aksi takdirde bu deÄŸiÅŸiklik iÅŸçiyi baÄŸlamaz, yani iÅŸçi zorla ücretsiz izne çıkarılamaz.
İşçinin bunu kabul etmesi halinde ise, ücretsiz izin süresince iş sözleşmesi askıda kalacaktır. İş sözleşmesinin askıda kaldığı bu süre içerisinde işçi çalışmayacak, işveren de işçiye ücret ödemeyecektir. Askıya alınma halinde sadece ücret değil; prim, yol, yemek gibi ücret ekleri de ödenmez.
b) İşçinin Ücretli İzne Çıkartılması
Yıllık ücretli iznin, bilindiÄŸi üzere en az 1 yıl çalışmış iÅŸçinin 14 gün hak kazandığı bir izin türüdür. Yıllık izinde işçi izin isteğini en az 1 ay önceden işverene bildirmelidir. Yıllık ücretli izin, işçiye bölünmeden kullandırılmalıdır. Ancak yasa ile öngörülen yıllık ücretli izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü 10 günden aşağı olmamak üzere bölümler haÌ‚linde kullanılabilir.
Her ne kadar yıllık iznin 1 ay önceden yazılı olarak talep edilmesi gerektiÄŸi belirtilmiÅŸse de, işveren işçinin izin kullanma tarihi ile bağlı deÄŸildir. İşçinin talebi ve iş durumu dikkate alınarak izin dönemi iÅŸveren tarafından objektif olarak belirlenmelidir. Yargıtay kararlarına göre yıllık iznin kullandırılma zamanı iÅŸverenin yönetimi kapsamındadır. Bu noktada iÅŸverenin yıllık izne hak kazanmış iÅŸçiler bakımından corona sebebiyle bu iÅŸçileri ücretli izne çıkarmaları mümkündür. Hatta yılını doldurmamış iÅŸçilerin de ücretli olarak izne çıkarılmaları mümkündür. Zira bu durum iÅŸçinin lehine bir durumdur. Ancak bu noktada, yıllık izin süresince iÅŸçinin tamamiyle dinlenmesi gerekmekte olup, evden çalışma gibi bir durum yaratılmaması gerektiÄŸini önemle belirtmek isteriz.
Yine “Yıllık Ücretli İzin YönetmeliÄŸi”nin 10. Maddesine göre işverenlerin, yıl içinde Nisan ayı başı ile Ekim ayı sonu arasındaki süre içinde, işçilerin tümünü veya bir kısmını kapsayacak ÅŸekilde toplu izin uygulayabilme hak ve yetkisi bulunmaktadır. Corona virüsü salgınının belirtilen aylara rastlaması halinde işveren tarafından toplu izin kullandırabilmesi mümkün görünmektedir.
c) Kısa Çalışma ÖdeneÄŸi
İşverenler bakımından ülke genelinde ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerle iş yerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya iş yerinde faaliyetin tamamen veya kısmen geçici olarak durdurulması hallerinde, iş yerinde 3 ayı geçmemek üzere kısa çalışma yaptırma hakları bulunmaktadır. Ancak bu sürenin cumhurbaÅŸkanı tarafından 6 aya kadar artırılabilmesi mümkündür. Önümüzdeki günlerde böyle bir adım atılabilmesi ise muhtemeldir.
Genel olarak ekonomik olarak sıkıntı yaÅŸayan iÅŸverenler bakımından baÅŸvurulan kısa çalışmanın “zorlayıcı sebepler”in varlığı halinde de uygulanacağı açıktır. Mevcut durumda zorlayıcı sebep olarak tanımını bulan ve yine ilgili yönetmelikte yer alan “salgın hastalık” halinin haÌ‚lihazırda ülkemizde var olması ve gün geçtikçe artması sebebiyle işverenlerin kısa çalışma yapılması için karar alması ve uygulamaya koyması imkanlar dahilindedir.
Kısa çalışma yapılması için iÅŸverenin öncelikle karar alması, sermaye ÅŸirketi ise yönetim kurulu kararı alınması, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü’ne ve varsa toplu iş sözleşmesi tarafı iÅŸçi sendikasına yazılı bildirimde bulunması gerekmektedir. İşveren tarafından yapılacak bu yazılı bildirimde, zorlayıcı sebebin ne olduğu ve iş yerine etkileri, iş yerine ilişkin ilgili Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Hakkında Yönetmelik kapsamında talep edilen bilgiler ve kısa çalışma yaptırılacak işçilere ilişkin bilgiler yer almak zorundadır.
İşveren tarafından yapılan bu kısa çalışma başvurusunun İşkur tarafından kabul edilmesi halinde işçilerin kısa çalışma yapabilmesi için aynı zamanda ilgili Kanun hükmü gereğince işçilerin işsizlik sigortası primi ödeme gün sayısı bakımından işsizlik ödeneğine hak kazanmış olması gerekmektedir. Bir başka deyişle işçilerin kısa çalışmanın başladığı tarihten önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olanlardan son 3 yıl içinde en az 600 gün süreyle işsizlik sigortası primi ödemiş olması gerekmektedir.
Günlük kısa çalışma ödeneğinin miktarı, işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının %150’sini geçmemek üzere, sigortalının son 12 aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ı olarak belirlenmiştir.
Kısa çalışma 3 aylık sürenin sona ermesiyle kendiliÄŸinden sona erer. Bu süreden önce herhangi bir sebeple sona erme durumunda ise, işveren normal faaliyetine başlama kararı alıp bu durumu İşkur’a, toplu iş sözleşmesi tarafı işçi sendikasına ve işçilere 6 (altı) iş günü önceden yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu bildirim süresinin sona ermesi ile birlikte kısa çalışma sona ermektedir. Son olarak kısa çalışma için iÅŸçinin onayının alınması zorunluluÄŸu bulunmadığını belirtmek gerekir.
d) İşçinin Evden Çalışmaya Geçirilmesi
Uzaktan çalışma İş Kanunu’nun 14. Maddesinde düzenlenmiÅŸtir. İlgili maddeye göre “Uzaktan çalışma; işçinin, işveren tarafından oluşturulan iş organizasyonu kapsamında iş görme edimini evinde ya da teknolojik iletişim araçları ile işyeri dışında yerine getirmesi esasına dayalı ve yazılı olarak kurulan iş ilişkisidir.”
Her ne kadar madde metninde uzaktan çalışma için yazılı bir iÅŸ sözleÅŸmesi gerektiÄŸi yazmakta ise bizce corona virüsü sebebiyle oluÅŸan olaÄŸanüstü durum sebebiyle iÅŸçinin evden çalışması saÄŸlanabilecektir.
Zira bu önlem çalışma türünden ziyade daha çok salgının artmasını engellemeye yönelik olduğundan ve işçinin de aleyhine bir durum oluşturmayacağından mevcut koşullar altında evden çalışmaya geçmesi mümkün olanlar açısından, iş yerinde bu çalışmaya geçilmesinde herhangi bir yasal sakınca veya engel bulunmamaktadır. Hatta söz konusu durum iÅŸçinin kendisi ve ailesinin saÄŸlığı açısından lehe ve zaruri olduÄŸundan işçinin yazılı rızasına dahi gerek bulunmadığı söylenmelidir. Ancak, önemle belirtilmesi gerekir ki, bu durumda işçiye evde çalışma olanakları sağlanmalı, bilgisayar ve iÅŸin görülmesi için gerekli diÄŸer ekipmanların saÄŸlanması, işçinin çalışma hak ve menfaatleri aynen korunmalı, çalışma şartları hiçbir ÅŸekilde ağırlaştırılmamalı ve yol ücreti dışında işçinin tüm ücret ve yan hakları ödenmeye aynen devam edilmelidir.
e) Telafi Çalışması Yaptırılması
Telafi çalışması, zorunlu sebeplerden dolayı işin durması, iş yerinin tatil edilmesi veya işçinin talebi ile kendisine izin verilmesi hallerinde, işçinin çalışmadığı sürelerin daha sonra çalışılarak telafi edilmesidir. Söz konusu hallerde işveren 2 ay içinde çalışılmayan süreler için telafi çalışması yaptırabilir. Telafi çalışması, işçinin ücretini aldığı ancak çeşitli sebeplerden dolayı çalışmadığı bir süreyi sonradan çalışarak yerine getirmesidir.
Özellikle ulusal bayram genel tatil günlerinden önce veya sonra ya da kar, sel gibi nedenlerle iş yerinde çalışılamaması durumlarında iş yerinin tatil edilmesi halinde daha sonraki günlerde telafi çalışması yaptırılabilmektedir. Bu sebeple, telafi çalışmasının corona virüsü sebebiyle kapatma veya çalışmanın durdurulduÄŸu işyerlerinde uygulanabileceği söylenecektir.
Çeşitli sebeplerden dolayı işçinin kısmen veya tamamen çalıştırılamadığı sürelerin, en çok 2 ay içinde telafi edilmesi gereklidir. 2 aylık sürenin sona ermesi halinde artık telafi çalışması mümkün olmadığı gibi, işçinin telafi çalışması nedeniyle çalışmadığı sürenin ücreti de istenemez.
Telafi çalışmaları, günlük en çok çalışma süresi olan 11 saati aşmamak koşulu ile günde 3 saatten fazla olamayacaktır. Ayrıca telafi çalışmaları fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma sayılmayacağından zamlı ücret ödenmeyecektir.
Son olarak, telafi çalışmasının yaptırılması için iÅŸçinin muvafakatinin alınması zorunluluk teÅŸkil etmemektedir.
f) İşçinin Ücretinin Mücbir Sebeple Ödenememesi
Corona virüsü salgınının ücret ödeme konusunda mücbir sebep olarak kabulünün önümüzdeki günlerde gündeme geleceÄŸi kanaatindeyiz. Bu gibi hallerde işverenlerin işçilerin ücret ödemelerini İş Kanunu madde 34 çerçevesinde geciktirme hakkı bulunmaktadır. Bu halde ise, işçilerin çalışmaktan kaçınma hakkı söz konusu deÄŸildir.
Bu itibarla, mücbir sebep; iradi olmayan, dışarıdan gelen, öngörülemez, borçluyu sözleşmeye kusurlu aykırılıktan kurtaran ve ödeme güçlüğü içerisine sokup gecikmeye yol açan bir olgudur. Belirtmek gerekir ki, ücretin geciktirilmesi açısından mücbir sebebin varlığı tek başına yeterli olmayacak, bu mücbir sebebin işçinin ücretinin ödenmesine engel olması da aranacaktır. Bu halde banka aracılığı ile ödemenin mümkün olması karşısında bu durumun netlik kazanmadığını söyleyebiliriz.
B. İş SözleÅŸmesinin Feshedilmesi
a) İşçinin İş SözleÅŸmesini Haklı Nedenle Feshetmesi
İşçinin iÅŸ sözleÅŸmesini haklı nedenle feshetme hak ve yetkisi İş Kanunu’nun 24. Maddesinde sayılmıştır. 24. Maddenin I fıkrası saÄŸlık sebepleri, III fıkrası ise zorlayıcı sebeplerle haklı nedenle feshi öngörmüÅŸtür.
a1) İşçinin İş SözleÅŸmesini SaÄŸlık Sebeplerine BaÄŸlı Olarak (İş Kanunu 24/I) Feshetmesi
İş Kanunu’nun 24/I/b maddesi “İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa” hükmünü taşımaktadır. Hükümden anlaşılacağı üzere, baÅŸka bir iÅŸçide veya iÅŸverende virüs pozitif çıkarsa işçinin iÅŸ sözleÅŸmesini haklı nedenle fesih hakkı bulunmaktadır. Bu hükümden yararlanabilmek için iÅŸçinin, virüs görülen iÅŸçi ile görüÅŸüyor olması gerekmektedir. Ancak virüsün solunum yoluyla ve hatta dokunma yoluyla dahi bulaÅŸtığı göz önüne alındığında söz konusu durumun pratikte çok bir anlamı bulunmadığı kanısındayız. Zira uzmanlara göre virüs metal yüzeylerde dahi 1 günün üzerinde canlı kalabilmekte, havada ise saatlerce varlığını sürdürebilmektedir.
Bu durumda iÅŸçi kıdem tazminatına hak kazanacakken, ihbar tazminatına hak kazanamaz.
Buna karşılık iÅŸçinin kendisi corona virüsüne yakalanırsa haklı nedenle fesih hakkı bulunmayacaktır. Zira hükümde açıkça iÅŸçinin iÅŸ arkadaşının veya iÅŸvereninin bu virüse yakalanması gerektiÄŸi yazmaktadır. Yine corona virüsü sebebiyle hastalığa yakalanan işçinin İş Kanunu’nun 24. maddenin I. fıkrasının a. bendindeki “İş sözleÅŸmesinin konusu olan iÅŸin yapılması iÅŸin niteliÄŸinden doÄŸan bir sebeple iÅŸçinin saÄŸlığı veya yaÅŸayışı için tehlikeli olursa” düzenlemesinden de yararlanabilmesi mümkün deÄŸildir. Zira virüsün yapılan iÅŸin niteliÄŸinden kaynaklanmadığı göz önüne alındığında iÅŸçinin haklı nedenle fesih hakkından yararlanması pek mümkün görülmemektedir.
a2) İşçinin İş SözleÅŸmesini Zorlayıcı Sebeplere BaÄŸlı Olarak (İş Kanunu 24/III) Feshetmesi
İş Kanunu’nun 24. Maddesinin III fıkrasına göre "İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa", işçi, iş sözleşmesini haklı nedenle herhangi bir ihbar süresine uymak zorunda kalmaksızın feshedebilir.
Kanun metninde geçen zorlayıcı neden ise kaçınılması mümkün olmayan ve önceden öngörülemeyen dıştan gelen bir etkendir. Bu anlamda iş yeri ile ilgili yangın, kaza, arıza gibi teknik nedenlerle ve yağmur, sel, deprem ve toprak kayması gibi doğal afetler, devlet tarafından iş yerine el konulması, iÅŸyerinin mühürlenmesi, kapatılması gibi nedenler zorlayıcı neden niteliğindeki olaylara örneklerdir. Bu doğrultuda işyerinin corona virüsü sebebiyle karantinaya alınması ve/veya işyerine olan girişlerin mümkün olmaması, işçi açısından, zorlayıcı sebep teşkil edecektir.
Bu itibarla; iş yerinde salgın hastalık sebebiyle çalışma yapmanın mümkün olmaması halinde, zorlayıcı sebep işçi açısından gerçekleşmiş olacaktır. Ancak aynı iÅŸ evden çalışma yoluyla görülebiliyorsa bu durumda evden çalışmaya geçilmesi iÅŸçi aleyhine esaslı bir deÄŸiÅŸiklik de arz etmediÄŸinden haklı nedenle fesih hakkının bulunmadığı kanaatindeyiz. Zira bu hakkın doÄŸması için iÅŸin görülmesinin mümkün olamaması gerekmektedir.
Bu nitelikteki bir zorlayıcı sebebin haklı fesih sebebi olarak nitelendirilebilmesi için ayrıca 1 haftadan daha fazla bir süreyle etkisini sürdürmesi gerekmektedir. Corona virüsünün mevcut etkileri göz önüne alındığında 1 haftalık koÅŸulun saÄŸlanması muhtemeldir. Evden çalışmanın mümkün olmaması durumunda ve iÅŸin durması halinde işverenin, İş Kanunu'nun 40. maddesi uyarınca, bir haftalık süre içerisinde işçiye her gün için günlük ücretini hesaplayarak bunun yarısını ödemesi zorunluluÄŸu bulunmaktadır.
İşçinin iÅŸ sözleÅŸmesini bu nedenle feshi halinde de kıdem tazminatı hakkı bulunmakta iken, ihbar tazminatına hak kazanamayacaktır.
a3) İşçinin İş SaÄŸlığı ve GüvenliÄŸi Kanunu GereÄŸince İş Görmekten Kaçınma Hakkı ve İş SözleÅŸmesini Feshetmesi
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda iÅŸçi bakımından çalışmaktan kaçınma hakkı düzenlenmiÅŸtir. İlgili Kanun’un 13. maddesinde ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan iÅŸçiler bakımından, (varsa iÅŸ sağlığı ve güvenliği kuruluna) işverene başvurularak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep etme hakkı düzenlenmiştir. Corona virüsü salgını da bu anlamda iÅŸçiye çalışmaktan kaçınma hakkı saÄŸlayacak bir sebeptir.
Buna göre, iÅŸçi tarafından böyle bir talepte bulunulması halinde (varsa iş sağlığı ve güvenliği kurulunun acilen toplanarak) işverenin derhal karar vermesi, bu durumu bir tutanakla tespit etmesi ve bu kararı işçiye/iÅŸçilere yazılı olarak bildirmesi gerekmektedir. Alınan karar doğrultusunda işverenin işçinin talebi yönünde karar vermesi halinde işçinin, iş yerinde gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınma hakkı bulunmaktadır.
Çalışmaktan kaçınma hakkına iliÅŸkin bir süreye yer verilmiÅŸ deÄŸildir. Yani çalışmaktan kaçınan iÅŸçi bu hakkını gerekli önlemler alınıncaya kadar kullanabilir. Corona virüsü gibi, birden çok çalışanı ilgilendiren bir durumun ortaya çıkması halinde çalışanlar topluca çalışmaktan kaçınma haklarını kullanabilir. Bu durum ise grev olarak nitelendirilemez.
Yine iÅŸçinin/iÅŸçilerin bu halde çalışmaktan kaçınması halinde ücret ve diÄŸer haklarının ödenmeye devam etmesi gerekmektedir.
Çalışmaktan kaçınan kişiye işveren, tehlikesiz ve durumuna uygun bir iş teklif edebilir. Bu durumda çalışanın bu işi kabul etmesi gerektiÄŸi kanaatindeyiz. Ancak mevcut durumda salgından söz edildiÄŸi için iÅŸverenin önerebileceÄŸi ya baÅŸka bir iÅŸyeri olacak ya da evden çalışma olacaktır. Bunların kabul edilmemesi halinde ise iÅŸveren bakımından haklı nedenle fesih hali doÄŸabilecektir.
İşçinin, gereken tedbirleri almasını işverenden talep etmiş olmasına rağmen, işveren tarafından gerekli tedbirlerin alınmaması durumunda ise işçinin iş sözleşmesini İş Kanunu’nun 24/II/f hükmü gereÄŸince haklı nedenle feshetme hakkı bulunmaktadır. İşçi bu durumda kıdem tazminatına hak kazanırken, ihbar tazminatına hak kazanamaz.
b) İşverenin İş SözleÅŸmesini Haklı Nedenle Feshetmesi
Tıpkı iÅŸçi için öngörüldüÄŸü gibi İş Kanunu’nda iÅŸveren bakımından da saÄŸlık sebepleri ve zorlayıcı sebeplerle iÅŸ sözleÅŸmesinin haklı nedenle fesih hakkı öngörülmüÅŸtür.
b1) İşverenin İş SözleÅŸmesini SaÄŸlık Sebeplerine BaÄŸlı Olarak (İş Kanunu 25/I) Feshetmesi
İşçinin corona virüsü gibi hastalığa tutulduÄŸu hallerde ilgili sağlık kuruluşlarınca düzenlenecek raporlar süresince iş sözleşmesi askıda kalmaktadır. Bu süre içinde işveren iş sözleşmesini, askıya yol açan nedene dayanarak haklı nedenle feshedemeyeceği gibi işçi de ücrete hak kazanamaz.
Ancak işçinin raporlu olduğu günlerin aralıksız olarak çalışma süresine göre belirlenecek ihbar sürelerini 6 hafta aşması halinde iş sözleşmesi işveren tarafından İş Kanunu’nun 25/I/b-2. maddesi gereğince haklı nedenle feshedilebilecektir. Bu noktada, ilgili sağlık raporlarının aralıksız olmasına dikkat edilmelidir.
İş Kanunu’nun 25/I/b-2. maddesi gereğince haklı nedenle yapılan fesihlerde, işçiye, eğer hak etmiş ise kıdem tazminatı ödemesi yapılması gerekmektedir. Ancak, kıdem tazminatının hesabında, ihbar süresini 6 hafta aşan sağlık raporlarının dikkate alınmaması gerekecektir. Zira bu durumda iÅŸ sözleÅŸmesi askıdadır.
İş SaÄŸlığı ve GüvenliÄŸi Kanunu m. 4’te “İşveren, iÅŸyerinde iÅŸ saÄŸlığı ve güvenliÄŸinin saÄŸlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlüdür” düzenlemesi neticesinde iÅŸveren ÅŸirketlerin iÅŸçilerin saÄŸlık durumlarına dair rapor talep etmesi ve bu raporları kendi sistemlerine iÅŸlemesi, kaydetmesi veya özlük dosyalarına eklemesi ise KiÅŸisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca belirli ÅŸartlara tabi tutulmuÅŸtur. İlgili kanunun 6. maddesi uyarınca “Özel Nitelikli KiÅŸisel Veri” statüsüne giren saÄŸlık verilerinin iÅŸlenebilmesi için veri sahibinin açık rızası alınmalıdır. Bu sebeple ÅŸirketlerin bu verilere iliÅŸkin iÅŸlemleri öncesinde veri sahibinin açık rıza gösteren beyanını içerir ÅŸekilde imzalı muvafakat alması gerektiÄŸi görüÅŸündeyiz. İşlem yapılan verilerin korunması için yeterli önlemlerin alınması gerektiÄŸi de kanuni zorunluluk kapsamındadır.
b2) İşverenin İş SözleÅŸmesini Zorlayıcı Sebeplere BaÄŸlı Olarak (İş Kanunu 25/III) Feshetmesi
İşverenin İş Kanunu’nun 25. maddesi uyarınca haklı nedenle fesih hakkının doğumu için, işçinin işine devam edememesine neden olan zorlayıcı sebebin en az 1 hafta devam etmesi gerekmektedir. İşçinin çalışmasını engelleyen zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması durumunda iş sözleşmesi, zorlayıcı sebep süresi boyunca askıdadır. Daha önce de belirtildiÄŸi üzere, İş Kanunu’nun 40. maddesi uyarınca 1 haftalık bekleme süresi içerisinde işçinin her gün için yarım günlük ücretinin ödenmesi zorunludur.
Zorlayıcı sebebin, bir haftadan fazla süre ile işçinin işine devam edememesine neden olması halinde işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme imkânı mevcuttur. İsverenin haklı
nedenle fesih hakkının doğumu için beklemesi gereken bir haftalık sürenin sonunda da işveren, isterse fesih hakkını kullanmayarak zorlayıcı sebebin ortadan kalkmasını bekleyebilir. Ancak bu süre zarfında işçiye herhangi bir ücret ödemek durumda değildir. Söz konusu süre boyunca askı hali devam edecek, fakat zorlayıcı sebep devam ettiği sürece işverenin derhal fesih hakkı da mevcudiyetini koruyacaktır. Bu anlamda iÅŸverenin seçim hakkı bulunmaktadır.
İşverene tanınan haklı nedenle fesih hakkının kullanılabilmesi için zorlayıcı sebebin mutlaka işçinin nezdinde doğmuş sayılmaktadır. Bu noktada iÅŸçinin corona virüsüne yakalanmış olması veya karantina altına alınmış olması halinde bu durum 1 haftadan fazla sürerse iÅŸverenin haklı nedenle fesih hakkı doÄŸacaktır.
Son olarak, iÅŸ sözleÅŸmesinin iÅŸveren tarafından haklı nedenle feshedilmesi halinde iÅŸçiye kıdem tazminatı ödenecek, ancak ihbar tazminatı ödenmeyecektir.
IV. Virüsün Özel Hukuk İliÅŸkilerine Etkisi
Corona virüsü sebebiyle yaÅŸanan korku, panik ve kargaÅŸa sebebiyle alınan önlemler kapsamında özel hukuk süjeleri arasındaki borç iliÅŸkilerinin de akıbetinin ne olacağı en çok merak edilen hususlardan biri haline gelmiÅŸtir.
Bu kapsamda henüz yeni bir durum söz konusu olduÄŸu için atılan somut bir adım yahut yasal mevzuat deÄŸiÅŸikliÄŸi bulunmamaktadır. Ancak perakende, AVM, demir - çelik, otomotiv, lojistik-ulaşım, sinema - tiyatro, konaklama, yiyecek - içecek, tekstil - konfeksiyon ve etkinlik - organizayon sektörleri için muhtasar ve KDV tevkifatı ile SGK primlerinin Nisan, Mayıs ve Haziran ödemelerinin 6’ÅŸar ay ertelendiÄŸi bilgisi verilmiÅŸtir.
Bunun yanında ilk adımda alınan bazı önlemler ÅŸunlardır :
- Konaklama vergisi Kasım ayına kadar uygulanmayacaktır.
- Otel kiralamalarına iliÅŸkin irtifak hakkı bedelleri ve hasılat payı ödemeleri Nisan, Mayıs ve Haziran ayları için 6’ÅŸar ay süreyle ertelenecektir.
- İç havayolu taşımacılığında 3 ay süreyle KDV oranı %18’den %1’e indirilecektir.
- İşlerinin olumsuz etkilendiÄŸini beyan ederek talepte bulunan esnaf ve sanatkârların Halkbank’a olan kredi borçlarının Nisan, Mayıs ve Haziran anapara ve faiz ödemeleri 3 ay süreyle ve faizsiz olarak ertelenecektir.
- Virüsün yayılmasına karşı alınan tedbirlerin etkisiyle Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında temerrüde düÅŸen firmaların kredi siciline “mücbir sebep” notu düÅŸülmesini saÄŸlanacaktır.
- Stopaj gibi kesintilerin ödemelerini içeren muhtasar beyannamelerin süreleri 3 ay ertelenecektir.
- Kanun’da 2 ay olarak öngörülen telafi çalışma süresi 4 aya çıkarılacaktır.
- Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından, 31 Mart 2020 tarihine kadar verilmesi gereken yıllık gelir vergisi beyannamelerinin verilme ve ödeme süreleri 30 Nisan 2020 gün sonuna kadar uzatılmıştır.
Corona virüsünün, hizmet sunma - alma, mal alma – satma, kira, yapım, inÅŸaat gibi taraflara karşılıklı borç yükleyen özel hukuk sözleÅŸmeleri kapsamında deÄŸerlendirilmesinde ise henüz bir belirlilik bulunmamaktadır.
Her ÅŸeyden önce corona virüsünün özel hukuk iliÅŸkileri bakımından mücbir sebep teÅŸkil edip etmeyeceÄŸinin ortaya konulması gerekmektedir. Virüs salgınının her iliÅŸki bakımından mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi ise mümkün deÄŸildir. Her somut olayın ve iliÅŸkinin iyice ve detaylı olarak irdelenerek sonuca varılması en saÄŸlıklı yöntem olacaktır.
Zira mücbir sebebin tanımına kanunlarımızda açıkça yer verilmemiÅŸtir. Ancak Yargıtay kararları ve doktrin görüÅŸlerine göre genel bir tanım yapılabilir. Buna göre mücbir sebep, genel olarak borçludan kaynaklanmayan, dış kaynaklı, öngörülmesi mümkün olmayan ve tarafların sorumluluÄŸunu gerektirmeyen bir durumdur.
Mücbir sebebin karşılıklı borç iliÅŸkilerine etki edebileceÄŸi iki hususun incelenmesi gerekmektedir. Bunlardan ilki ifa imkânsızlığı, diÄŸeri ise aşırı ifa güçlüÄŸüdür.
a) Corona Virüsünün İfa İmkânsızlığı Hükümleri Kapsamında DeÄŸerlendirilmesi
Türk Borçlar Kanunu’nun 136. Maddesinde ifa imkânsızlığı ve sonuçları düzenlenmiÅŸtir. Buna göre, borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Burada imkânsızlıktan kasıt borcun borçlu dışındaki kimseler tarafından da yerine getirilememesidir. Hastalık, kaza, doÄŸa olayları ve kamusal yasaklamalar, ifa imkânsızlığına yol açabilecek örnekler arasındadır.
Corona virüsü salgınını bu kapsamda deÄŸerlendirdiÄŸimizde, daha önce de deÄŸinildiÄŸi üzere, bu durumun ifa imkânsızlığına yol açması her somut olayın özelliÄŸine göre ve sınırlı olarak söz konusu olabilecektir.
ÖrneÄŸin sadece tek bir ülkeden tedarik edilebilen bir mal için ihracat yasağı getirilmesi gibi durumlarda ifa imkânsızlığından söz edilebilir. Ancak borçlanılan edimin bir baÅŸkası tarafından yerine getirilmesi mümkün ise ifa imkânsızlığından bahsedilemeyecektir.
Bir borcun kararlaÅŸtırılan zamanda ifasının önünde kesin bir engel olmakla birlikte, ifanın daha sonraki bir zamanda mümkün hale gelebilecek olması durumu ise “geçici imkânsızlık” olarak adlandırılmaktadır. Geçici imkânsızlık hallerinde borcun, sözleÅŸmenin gerektirdiÄŸi zamanda ifa edilmesi belirli bir olgu tarafından engellenmekle birlikte, zamanla bu engel ortadan kalkmakta ve borç ifa edilebilir hale gelmektedir.
Corona virüsü salgını kapsamında henüz ülkemizde bir sokaÄŸa çıkma yasağı veya tüm kurum ve kuruluÅŸların kapatılması gibi önlemler alınmış deÄŸildir. Ancak böyle bir durumda bu önlemlerin geçici olması dikkate alındığında geçici imkânsızlıktan söz edilebilecektir. Ancak imkânsızlık geçici de olsa ifanın kesin bir zamanda yerine getirilmesi kararlaÅŸtırılmış ise ya da alacaklı için bu süreden sonra ifanın herhangi bir yarar saÄŸlamayacağı anlaşılıyor ise bu durumda yine “ifa imkânsızlığı” söz konusu olacak ve borç sona erecektir.
Bununla birlikte, borcun ifasındaki imkânsızlık ile borcun ifasında ortaya çıkan güçlükler (örn. döviz kurunun, enflasyonun öngörülemeyecek bir ÅŸekilde artması) hukuken birbirinden ayrı mekanizmalardır. EÄŸer borcun ifası mümkün ise, borçlu ifayı gerçekleÅŸtirebilmekle birlikte olması gerekenden fazla zaman ve masraf yapıyor ve bu sebeple zarara giriyor olsa dahi, ifa imkânsızlaÅŸmamıştır. Ancak, önceden öngörülemeyen haller sebebiyle iÅŸin yapılması güçleÅŸiyor ise, bu durumda aşırı ifa güçlüÄŸü gündeme gelebilecektir. Bu hal ise aÅŸağıda incelenmiÅŸtir.
Buradan çıkan sonuca göre henüz bir sokaÄŸa çıkma yasağı mevcut olmamakla birlikte örneÄŸin bir kiÅŸinin internet, su, doÄŸalgaz, elektrik gibi hizmetler alması karşılığında fatura borcunu ödemesi yahut alınmaya devam eden bir hizmet karşısında ödemenin banka aracılığı ile yapılabilmesi mümkün olduÄŸu sürece ifa imkânsızlığından söz edilemeyecektir. Ancak somut olayın özelliÄŸine göre ithal edilen bir ürünün getirilemiyor olması durumunda ifa imkânsızlığından bahsedebilmemiz mümkün olacaktır.
b) Corona Virüsünün Aşırı İfa GüçlüÄŸü Hükümleri Kapsamında DeÄŸerlendirilmesi
Aşırı ifa güçlüÄŸü durumu Türk Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesinde düzenlenmiÅŸtir. Bu maddeye göre borçluya, sözleÅŸmeye göre borcunun ifasının önemli ölçüde zora girdiÄŸi hallerde hakimden sözleÅŸmenin yeni koÅŸullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleÅŸmeyi sonlandırmayı talep etme hakkı tanınmıştır.
Gerçekten de gözlendiÄŸi kadarıyla corona virüsü salgını ve bunun engellenmesi amacıyla uygulanan saÄŸlık ve tecrit tedbirleri sözleÅŸmelerin ifasını çoÄŸunlukla zorlaÅŸtırabilmekte ve kanunun düzenlemesine göre aşırı ifa güçlüÄŸü oluÅŸturabilmektedir. Bu durumda borcun ifası dürüstlük kuralı uyarınca borçludan beklenemeyecekse borçlu, hâkimden sözleÅŸmenin uyarlanmasını talep edebilir veya uyarlanma mümkün olmazsa sözleÅŸmenin sonlandırılmasını mahkeme aracılığıyla talep edebilir.
Corona virüsü salgını ve bu nedenle alınan tedbirlerden doÄŸrudan doÄŸruya etkilenen ve sözleÅŸmesel yükümlülüklerinin ifası bu nedenle zora düÅŸen sektörlerde borçlular, sözleÅŸmenin uyarlanmasını mahkemelerden talep edebilir. Ancak bunun talep edilebilmesi için borcun borçlu tarafından henüz ifa edilmemiÅŸ olması veya ifa edilmiÅŸ olmakla birlikte, ifanın aşırı ölçüde güçleÅŸmesinden doÄŸan hakların saklı tutularak ihtirazi kayıt konulmuÅŸ olması gerekmektedir. Yine aynı ÅŸekilde corona virüsü sebebiyle adliyelerin kapanmış olması ve dava açılsa dahi dava süreçlerinin seneler sürmesi gerçeÄŸi karşısında bu aÅŸamada mahkemeden talepte bulunulması gerçekçi bir çözüm olamasa gerektir. Burada atılması gereken en somut adım ancak ve ancak borcun yerine getirilmesi yanında yukarıda bahsi geçen ihtirazi kaydın ileri sürülmesi olacaktır. Daha sonra hayat normale dönünce mahkemelerden talepte bulunularak çözüm aranması rasyonel ve reel olacağı kanaatindeyiz.
Son olarak belirtilmesi gerekir ki, Yargıtay’ın tacirler bakımından (özellikle limited ve anonim ÅŸirketler) basiretli iÅŸ adamı olarak hareket edilmesi gerektiÄŸinden bahisle bu talepleri reddedebilmesinin de imkânlar dahilinde olduÄŸu söylenmelidir.
Burada deÄŸinilmesi gereken son husus ise, özel hukuk sözleÅŸmelerinin corona virüsü gibi olaÄŸanüstü durumlara iliÅŸkin sözleÅŸmenin ve borçların akıbetinin ne olacağına iliÅŸkin özel hükümler içerip içermediÄŸidir. Åžayet taraflar arasında akdedilen sözleÅŸmelerde buna iliÅŸkin özel bir hüküm var ise bu hükümler gereÄŸince taraflar hareket edecek ve kendilerine bir güvence saÄŸlamış olacaktır. ÖrneÄŸin bir kira sözleÅŸmesinde “salgın hastalığın ülke genelinde yayılması halinde 2 ay kira bedeli ödenmeyecektir.” Gibi bir özel hüküm bulunuyor ise burada tartışılması gereken bir husus da bulunmayacaktır. Bu da bizlere sözleÅŸmelerin hazırlanması aÅŸamasında uzman bir hukukçudan yardım alınmasının ve sözleÅŸmelere aslında önemsiz görülen hükümlerin taraflara ne denli koruma saÄŸlayabildiÄŸini göstermektedir.
Mevcut durum bu sayılanlarla sınırlı olup, önümüzdeki günlerde yapılan hukuki düzenleme ve deÄŸiÅŸimleri takip ediyor olacağımızı ve siz deÄŸerli müvekkillerimizin soruları için yanınızda olduÄŸumuzu bildirmekteyiz.
SaÄŸlıklı günler dileriz.
Saygılarımızla.
ALPERTUNGA Hukuk Bürosu