Suçun ne olduÄŸu ve hangi fiillerin suç oluÅŸturduÄŸu, esasında cevaplanması zor bir sorudur. Bu sorunun cevabı hukuk disiplini içerisinde bile çeÅŸitli tanımlamalara maruz kalır; bilimsel yaklaşımın yanında, dini veya ideolojik yaklaşımlar da pozitif hukukun suç olarak nitelendiremeyeceÄŸi bir suç ortaya koyabilirler. Åžüphesiz olan, suçun ve cezasının insanlık tarihi kadar eski olduÄŸudur. Suçun tarihi geliÅŸimini incelerken, toplumların geliÅŸim safhası da göz ardı edilmemelidir. Bütün bu geliÅŸim çizgisini bu yazıya sığdırmak bir yana, her meseleye deÄŸinmek bile mümkün olmayacaktır.
Yukarıda da belirttiÄŸimiz üzere suç ve ceza, insanlık tarihi ile yaşıttır demek mümkündür. Bu durumda suç teÅŸkil eden fiillerin, devlet mefhumu ile baÅŸlamadığı ortadadır. Ancak ÅŸu da bir gerçektir: Tarihsel ilkel toplulukların yaÅŸam biçimleri ve toplumsal yapıları hakkında elimizde pek az ipucu bulunduÄŸundan, bunların kurulumu arkeolojik verilerden çok çaÄŸdaÅŸ ilkellerden yapılan çıkarsamalarla kurulur.[1] Dolayısıyla suçlama ve cezalandırma bakımından da aynı ÅŸey söylenebilir.
Cezanın Getirisi
“Çok küfürbaz olmasına raÄŸmen aÄŸzından bir tek sövgü bile çıkmadı; sadece korkunç acılardan ötürü müthiÅŸ çığlıklar atıyordu ve çoÄŸu zaman Tanrım bana acı, İsa beni kurtar diyordu.” Acı ve ıstırap, çift taraflı olarak suçun maÄŸdurunda suç ile suçu iÅŸleyen kiÅŸide ise ceza ile karşımıza çıkacaktır ve aslında acı da ıstırap da her iki taraf için ortaktır. Peki insanları; kim, neden cezalandırır, iÅŸte bu soru bizi etkin bir biçimde suç politikasına ve ceza hukukuna yöneltmektedir.
“Her birimiz, müÅŸtereken, kiÅŸiliÄŸimizi ve tüm gücümüzü genel iradenin yüce yönetimine veriyor ve bireylerden her birini de bölünemez bir parçası olarak kabul ediyoruz.”[2]Suçun/cezanın belirlenmesi, tespiti, soruÅŸturulması, kovuÅŸturulması ve infazı (ve daha fazlası) için topluluk, toplumsal sözleÅŸme ile eski zamanda “site” ÅŸimdilerde ise devlet/hâkim varlık dediÄŸimiz süjeye yetki vermektedir. Bu yetki, kiÅŸilerin haklarını birbirleri nezdinde korumayı da ihtiva etmektedir. Bu sebepledir ki suçu ve cezayı hâkim varlık tayin etmektedir. Ceza denilen, karşılık ya da yaptırım mekanizmasının tarihi -suçun tarihinden bağımsız olarak- suç ile yeryüzünde vücut bulmuÅŸ ise de toplum üzerindeki etkisi ile deÄŸiÅŸime ve geliÅŸime uÄŸramıştır. Peki cezanın oluÅŸumu suçun varlığı ile mi ortaya çıkmıştır yoksa ceza, suçtan önce de var olup suç ile mi kendisini göstermiÅŸtir? Bu soruya verebileceÄŸimiz cevap için tarihteki ilk yazılı kanunlardan yardım almamız gerekir. Reform talimatnamesi görünümü ÅŸeklinde M.Ö 2350-2340 yılları arasında var olan Urukagina Kanunları nezdinde suya atma
[1] Åženel Alaeddin, İlkel Topluluktan Uygar Topluma, GeçiÅŸ AÅŸamasında Ekonomik Toplumsal DüÅŸünsel Yapıların EtkileÅŸimi (5. Basım) , Ankara 1995, sf. 86.
[2] Jean-Jacques Rousseau, Toplumsal SözleÅŸme ve Siyasal Hukukun Prensipleri, İletiÅŸim Yayınevi, s. 42
cezası[1] öngörülmüÅŸtür, aynı kanun, bilinen ilk yazılı kanun yani suçların tespit edildiÄŸi ilk yazılı kaynaklardır. Bu durum bize göstermektedir ki suç ve ceza/müeyyide esasen birbirlerine sıkı sıkıya baÄŸlıdır.
Cezanın Amacı
Ceza, insanlara herhangi bir “ÅŸey” yaptıkları için mi verilmektedir yoksa herhangi bir “ÅŸey” yapmamaları için mi? Bu sorunun cevabı bize cezanın gayesini gösterecektir ki tarihin farklı dönemlerinde cezaların amaçları da farklılık göstermektedir. Bu hususta cezaların; saf halde cezalandırma amacı taşıdığını, düzeltici/onarıcı amaç taşıdığını ya da önleyici amaç taşıdığını görebileceÄŸiz. Peki bu tasnif bizim için neden önemlidir? Tasnifin sonucuna göre düzenlenen cezaların niteliÄŸi, niceliÄŸi ve uygulama alanları deÄŸiÅŸecektir yani suç kısmına dair deÄŸiÅŸimi bir kenara bırakırsak (ki bu tasnifte fazla etkilenme olmayacaktır) cezanın amacı, cezanın kendisini deÄŸiÅŸtirmektedir. Bu tasnifin içerisinde devlet kavramını da ele almamız gerekecektir çünkü suçun ve cezanın tespitinin yukarıda da bahsedildiÄŸi gibi devlet süjesine bırakılmıştır. Bu sebepledir ki devlet kavramının devinimi ile suç ve cezaya olan bakışın da deÄŸiÅŸtiÄŸini görmekteyiz. ÖrneÄŸin 1630 ve devamı yıllarda 4. Murat tarafından fetva usulü ile getirilen yasaklarda tütün ekimi ve içimi yasaklanarak bu kurala uymayanların cezalandırıldığını görmekteyiz. Bu cezanın verilmesinin arka planına baktığımızda ise yönetime karşı ayaklanmaların, memnuniyetsizliÄŸin fazla olduÄŸunu ve yönetimin bunlara karşı ancak istibdat usulü ile karşı koyabileceÄŸi düÅŸüncesi bulunmaktadır. Ezcümle yaÅŸayan varlık olarak zaman ve toplum, suç ve ceza için vazgeçilmez kavramlardır.
Saf cezalandırma amacı taşıyan cezalarda da esasen toplumun kurallara riayet etmeleri, çizilen sınırların dışına çıkmamalarını saÄŸlama amacı olduÄŸunu görebiliriz. Bu duruma örnek olarak cezaların toplumun görebileceÄŸi ÅŸekilde infaz edildiÄŸi durumlar verilebilir. Yani cezalar ne kadar sadece cezalandırma amacı taşısa da en nihayetinde (amaçları dışında) önleyici nitelik de taşımaktadırlar. Tabi ki bu durum toplumda suç iÅŸleniÅŸine etki etse de bu etkinin suçun iÅŸlenmesinin önüne geçtiÄŸini görememekteyiz.
Ceza ve Adalet
Tarih boyunca adalet kavramını farklı ÅŸekilde yorumlayanlar ve bu yorumların aktarıldığı farklı okullar bulunmaktadır. Bu açıdan klasik okul adı altında toplumsal yarar ve mutlak adalet kuramlarını, pozitivist okul baÅŸlığında da bu kuramların karma olarak ele alınışının eleÅŸtirildiÄŸi düÅŸünceleri görmekteyiz.[2] Bu okulların en nihayetinde suç ve ceza ile adalet arasındaki baÄŸlantıyı incelediÄŸini vurgulamakta fayda vardır. Tarafımızın da katıldığı, suç ile cezanın toplumla kiÅŸi arasındaki bağı ceza hukuku nezdinde açıklayabilen bir farklı görüÅŸ ise ümanist doktrindir.
Adalet/Justice/Giustizia/Justicia/Iustitia kavramı, Digesta’ da da geçtiÄŸi gibi, onurlu yaÅŸama, baÅŸkasına zarar vermeme, herkese hakkını verme[3] olarak karşımıza çıkmaktadır. Adaletin anlaşılabilmesi için ise ne hoÅŸgörü ne saygı, ne fedakarlık ne de kuvvettir. Adalet, hakkın kullanılmasına dairdir. Yani adalet, davranış üzerine tanımlanabilen ancak bu davranışın temelindeki düÅŸünceden de kopmayan bir kavramdır, bu sebeple de adaleti özgürlük ve eÅŸitlik ilkeleri ile birlikte düÅŸünmemiz gerekecektir.[4]
Sonuç
Ceza, suçun faili olan insanda bir gayeye ulaÅŸmalıdır ve bu yönüyle de suçlunun ÅŸahsiyetine baÄŸlıdır.[5] Bu sebeple ceza, suçu iÅŸleyen kiÅŸiyi toplumdan ayırmayı deÄŸil onu ıslah etmeyi hedeflemelidir, topluma kazandırma gayesi içerisinde olmalıdır. Suç ve ceza tanımları, uygulamaları deÄŸiÅŸse de adaletin oluÅŸumunun yegâne çözümü kuralların dışına çıkan kiÅŸileri kurallarının sınırına dahil etmektir. Bu durumun da temeli, cezaların, failleri yaptıkları hareketle cezalandırırken psikolojik çıkarımların elde edilmesi, bu psikolojik olayların çözümlenmesi ve toplum adaletinin saÄŸlanması olmalıdır.
[1] Tanrısever Berkay Necati, Çivi Yazılı Hitit Kanunlarında İnsan Yaralama ve Öldürme Cezaları, Ankara, 2016, s.8
[2] Artuk – Gökcen – Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı, s. 46
[3] Corpus Iuris Civilis’ in 3. Kitabı
[4] A. Can Tuncay, Adalet Peşinde, Beta Yayınevi, s.128
[5] Erem Faruk, Adalet Psikolojisi, 1971, 6. Baskı, s. 324